Anasayfa
Hakkımızda
Yayın Kurulu
Arşiv
Künye
İletişim
Ayın Konusu
Kongre Takvimi
Kitap Köşesi
Sağlık & Tıp Dernekleri

 
Sağlık Ekonomisi
 
 
Türkiye Sağlıkta Dönüşüm Raporu* sonuçlarına göre ;
''Türkiye, kronik hastalıkların önlenmesi ve erken tedavisi ile ülke ekonomisine yüzde 10 oranında bir katkı sağlayabilir.''

 

'Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm' başlıklı uluslararası araştırma raporuna göre daha iyi kronik hastalık önleme ve yönetim stratejileri ile Türkiye'nin ekonomisine yüzde 10 oranında katkı yapabilir. *

Kronik hastalıklarla ilgili farkındalığı artırmak amacıyla çalışmalar yürüten Kronik Hastalıklarla Mücadele Ortaklığı (PFCD) uluslararası sivil toplum örgütünün katkılarıyla hazırlan araştırmadaki analize göre kalp hastalıkları, felçler, tip II diyabet ve tedavi edilebilen depresyon gibi ruh sağlığı sorunları nedeniyle Türkiye’de her yıl 6,5 milyon engelliliğe uyarlanmış yaşam yılı kaybedilmekte. Ekonomik verilere döküldüğünde bu rakam Türkiye'nin yıllık gayrı safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 8 ila 10'una karşılık gelen bir kayba işaret ediyor.

Türkiye bebek ve çocuk ölüm hızlarını ve anne ölümlerini azaltmada büyük bir başarı yakalamıştır. Bugün doğan bebeklerin ortalama yaşam beklentisi 1970'te doğanlara kıyasla 25 yıl daha uzamış, 75 yıla ulaşmıştır. Öte yandan, doğuşta beklenen yaşam süresi uzadıkça ve hızlı ekonomik ve sosyal gelişmenin diğer meyveleri alınmaya başladıkça, yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan kronik ve bulaşıcı olmayan hastalıkların rastlanma oranları da yükselmektedir.

 

Raporun yazarlarından Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi, Sağlık Ekonomisti Prof. Dr. Mehtap Tatar "Hükümet sigara veya obezite ve yeterli egzersiz eksikliği gibi etkenlerle bağlantılı yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol düzeyleri gibi hastalık nedenlerini ortadan kaldırmaya yönelik politika ve hizmetleri uygulamaya koymaktadır. Öte yandan Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm raporuna göre yine de 1990'lardan bu güne yaygınlığı iki kat artan yaşam tarzıyla bağlantılı diyabet gibi sorunlardaki hızlı artışla mücadelede yapılabilecek daha çok şey var. Bu tür hastalıklar Türkiye için, dünyada obezite denince ilk akla gelen ülke olan ABD'nin de ötesine geçen oranlarda sorun teşkil etmeye başlamaktadır." yorumunu yaptı.

 

Prof. Dr. Tatar'a göre "Etkili kronik hastalık önleme ve erken safhada tedavi çalışmaları bu alana yapılan yatırımların karşılığını fazlasıyla vermektedir. Ekonomik açıdan bakıldığında milli gelirden sağlığa ayırdığımız payı bugünkü yüzde 6 düzeyinden gelişmiş ülkelerin ortalaması olan yüzde 9 düzeyine çıkarmak pahasına bile olsa bu alanlara daha fazla yatırım yapmanın akılcı olacağı ortadadır."

Raporun yazarlarından University College London'da İlaç ve Halk Sağlığı Politikaları Profesörü David Taylor da "Hem erkeklerde hem de kadınlarda sigarayı bırakmak ve daha fazla egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri hayati önem kazanmaktadır. Yine de uluslararası ölçekte bu alanda elde edilen deneyimler, tansiyon ve kolesterol düzeylerini kontrol altına almada ilaçların daha geniş kapsamlı kullanımının faydalarını vurgulamaktadır. Türkiye aile hekimliği (ve eczaneler) hizmetleri yoluyla birinci basamak sağlık hizmetlerinin kapsamını genişletmek ve rasyonel ilaç kullanımı ile sağlıklı yaşlanmayı teşvik etmek amacını taşıyan mevcut politikalarına hız kazandırabilirse gelecekte bu çabalardan milli gelirinin yüzde 10'u kadar bir fayda elde edebilir."

 


Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm raporu, son dönemde elde edilen hızlı ilerlemeye rağmen, birçok insanın kendilerini ve ailelerini kronik hastalıklara ve uzun süreli işlev kaybına karşı korumanın önemini henüz tam kavrayamadığı yönünde görüşlere yer vermektedir. Tehlikeli düzeyde yüksek tansiyonla yaşayanların yarısından fazlasının, bunun için herhangi bir ilaç kullanmadığı bilinmektedir. Bunun yanında rapor, Türkiye'deki tip-2 diyabet hastalarının neredeyse yarısının halen bu durumlarından haberdar olmadığını ortaya koymaktadır. Bu gibi bulgular gelecekte hem zamansız ölümlerin, hem de önlenebilir işlev kayıplarının artacağına işaret etmektedir.

Çalışmanın sonuç bölümünde, bu alanda adımlar atılmadığı takdirde Türkiye'nin 'ikinci dalga' bir hastalık yükü ile karşı karşıya kalacağı, bunun da son yıllarda ekonomi alanında elde edilen kazanımlara zarar vererek ülkenin ekonomik geleceğine, 'eski' sanayileşmiş ülkelerin hiç karşılaşmadığı şekilde, gölge düşüreceği uyarısı yapılmaktadır. İlaçların ve tıbbi çözümlerin birlikte kullanımı yoluyla bu alanda gereken halk sağlığı tedbirleri alınabilirse 21. Yüzyılın Türkiye'si hem sağlık, hem de refah alanında Batı Avrupa ve Kuzey Amerika gibi gelişmiş bölgeleri geride bırakabilir.


'''Türkiye'de sağlıkta Dönüşüm bilinçlenmeye yardımcı olacaktır.''

 

Kronik Hastalıklarla Mücadele Ortaklığı (PFCD) Direktörü Kevin Walker; 'Dünya genelinde kronik hastalıkların önlenmesi ve yönetimi alanında iyi uygulamaların yaygınlaşması için çaba gösteriyoruz. Umuyoruz ki Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm bu ülkede kronik hastalıkların sosyal ve ekonomik etkisi alanındaki bilgilere yapıcı bir katkıda bulunacak ve önleyici ilaçlar ile erken safhada tedavinin orta yaş ve ilerleyen dönemlerde daha iyi bir sağlığa ulaşmak için önemi konusunda bilinçlenmeye yardımcı olacaktır. Sağlık Bakanlığının Türkiye’nin sağlığını geliştirmeye yönelik kararlılığını takdir ediyor ve bu çalışmamızın kronik hastalıkların gelecekte yol açabileceği sorunlarla mücadelede faydalı bir kaynak olmasını diliyoruz.''*

Kronik Hastalıklarla Mücadele Ortaklığı Hakkında
Kronik Hastalıklarla Mücadele Ortaklığı (PFCD) dünya genelinde ölüm, işlev kaybı ve artan sağlık hizmetleri maliyetlerinin bir numaralı nedeni olan önlenebilir ve tedavi edilebilir kronik hastalık oranlarındaki artış konusunda bilinç düzeyini artırma amacıyla çalışan uluslararası bir sivil toplum kuruluşudur. PFCD kronik sağlık sorunlarındaki artış oranının sağlık sistemleri üzerinde ciddi ve sürdürülebilirlikten uzak bir yük oluşturmakta olduğuna, ve bu sistemlerin bugününde ve yarınında devamlılığı ve gücünün hastalara kronik hastalıkları önleme ve yönetmede yardımcı olacak politikaları uygulamaya koymaktan kaynaklandığına inanmaktadır.
 
PFCD'nin misyonu;

• Devletleri ve diğer kanaat liderlerini kronik hastalıklar ve bunların bireyler ve toplumlar açısından potansiyel çözümleri hakkında bilgilendirmek,
• Yurttaşları devletlerin, işverenlerin ve sağlık kurumlarının kronik hastalıklara yaklaşımında bir değişimi zorlama yönünde harekete geçirmek,
• Politikaları formüle eden kurumları kronik hastalıklarla etkin bir mücadele için değişimin şart olduğuna ikna etmektir.


 
Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm raporun özeti
 
• Türkiye son 40 yıllık dönemde hızlı bir demografik, epidemiyolojik, ekonomik ve sosyal gelişim süreci yaşamıştır. 1970'ten bugüne nüfus iki kattan fazla artmış ve ortalama yaşam süresi 25 yıl uzamıştır. Bebek ölümleri canlı doğumlarda her 1000 bebekte 150'den her 1000 bebekte 10'a düşmüştür. Doğurganlık hızı bugün, nüfusun kendini yenileme seviyesinin biraz üzerindedir. Sağlık hizmetlerine, ilaçlara ve çocukluk dönemi aşılama gibi diğer sağlık hizmetlerine erişimde, son on yıllık dönemde ciddi gelişmeler kaydedilmiştir.
 
• Bu başarılar , temeli 2002/2003 yıllarına dayanan proaktif bir “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile desteklenmiştir . Bu programın başlıca öncelikleri anne ve çocuk sağlığı alanında gelişme kaydetmek ve merkezinde aile hekiminin öncülük ettiği bir birinci basamak sağlık hizmetleri sistemini oluşturmak olarak özetlenebilir .
 

• Daha uzun vadeli hedefler arasında Sağlık Bakanlığı’nın, uzun süreli hastalıkların artan yaygınlığının neden olduğu sorunlara çözüm getirebilecek şekilde güçlendirilmesi ve Türkiye ile diğer Avrupa ve OECD ülkeleri arasında sağlık hizmetlerinin kalitesi alanındaki uçurumun daraltılması sayılabilir. Öte yandan Türkiye, hemşire ve doktor sayılarındaki yetersizlikler ve ilaçların uygun ve rasyonel kullanımını temin etmede yaşanan sıkıntılar gibi bir dizi alanda sorunlarla karşı karşıyadır. Bunların yanında refah ve sağlık boyutunda bölgeler arasında da ciddi farklılıklar gözlemlenmektedir.

• Akut bulaşıcı hastalıkların sisteme getirdiği yükte görülen azalma dikkatleri yaşa bağlı olarak ortaya çıkan ve bulaşıcı olmayan hastalıklar (NCD - non-communicable diseases) ile hastalık ve ölüm oranlarının etkilerine yöneltmiştir. Bulaşıcı olmayan hastalıklar halen Türkiye'deki tüm ölümlerin yüzde 70'inden fazlasına neden olmaktadır. En yaygın rastlanan ölüm nedenleri iskemik/koroner kalp hastalıkları, beyin-damar hastalıkları (felçler de dâhil) ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (COPD - chronic obstructive pulmonary disease) olarak dikkat çekmektedir. Türk kadınlarında koroner kalp hastalığı (CHD - coronary heart disease) nedeniyle ortaya çıkan ölümler Avrupa'da bu alanda görülen en yüksek oranlarda seyretmektedir. Tip-2 diyabetin yaygınlığının on yılı biraz aşan bir dönemde iki kattan fazla arttığına dair bulgular söz konusudur. Çocukluk dönemi aşılama programının 90'lı yılların başında başlatılmış olmasına rağmen kronik hepatit B enfeksiyonu hayatın ilerleyen dönemlerinde kayda değer bir tehdit olma konumunu sürdürmektedir.
 
• Bugün Türkiye nüfusunun bulaşıcı olmayan hastalıklar nedeniyle her yıl 6,5 milyon engelliliğe uyarlanmış yaşam yılı (DALY - disability adjusted life years) kaybettiği tahmin edilmektedir. Bu rakama nöro-psikiyatrik rahatsızlıkların neden olduğu zararların dâhil edilmediği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durumun ekonomik yansımalarını daha basitçe anlatmak için bir DALY 10,000 ABD Doları (Türkiye'de kişi başına düşen yaklaşık GSYİH rakamı) olarak alındığında, kaybedilen yaşam ve yetilerin toplam değerinin yılda 65 milyar ABD Dolarına ulaştığını öylemek mümkündür. Bu da, psikiyatrik hastalık ve rahatsızlıkların dikkate alınıp alınmadığına bağlı olarak GSYİH'nin yüzde 8 ila 10'una eşdeğer bir kaybı ifade etmektedir..
 
• Halk sağlığı programlarının uygulanıyor olmasına rağmen Türkiye'de bulaşıcı olmayan hastalıklara ilişkin risk faktörleri halen yüksek düzeyde seyretmektedir. Bu yüzyılın başında erkek nüfusun yarıdan fazlasının ve kadınların da beşte birinin sigara kullandığı unutulmamalıdır. Sigara kullanım oranının düşmekte olduğu yönünde belirtiler bulunmakla birlikte, obezite gittikçe artan bir sorun olarak öne çıkmaktadır. Özellikle alt gelir düzeyindeki nispeten yaşlı kadınlar arasında yaygın bir sorun olan obezite, nüfusun geneline bakıldığında da yukarı yönde bir eğilim sergilemektedir. Ayrıca yetişkinlerin yaklaşık dörtte birinin de 'klinik açıdan önemli' (muhafazakâr bir yaklaşımla tanımlanmış) ölçüde yüksek kolesterol düzeyine sahip olduğuna ilişkin bulgular da bulunmaktadır .Türkiye'nin yetişkin nüfusunun en az üçte birinde de klinik açıdan önemli hipertansiyona rastlanmaktadır.
 

• Yüksek tansiyon gibi sorunlarla karşı karşıya olan bireylerin çoğu bu konuda ilaç tedavisi görmemektedir. Bunun yanında mevcut araştırmalar, Türkiye'deki Tip-2 diyabet hastalarının neredeyse yarısının bu durumlarından haberdar olmadığını göstermektedir. Bu gibi bulgular gelecekte hem zamansız ölümlerin, hem de potansiyel olarak önlenebilir işlev kayıplarının artacağına işaret etmektedir.

 

• Türkiye'de halk sağlığı alanında bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesi ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine, bu yolla bir yandan da sağlık profesyonellerinin desteğiyle hastaların kendi kendilerine sağladıkları bakımın bir parçası olarak etkili ilaç kullanımının yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Örneğin damar hastalıklarının yönetimi alanında yük büyük ölçüde hastanelerde çalışan kardiyologlar ve dahiliye uzmanlarına düşmektedir. Öte yandan, tansiyon düşürücüler ve lipit düşürücüler gibi düşük maliyetli ama etkili ilaçların kullanımı ve diyabet tedavilerinin uygulanmasının, kişinin yaşam tarzında yapacağı değişikliklerle bir araya geldiğinde hastalıkların birinci basamakta en iyi şekilde yönetildiği uluslararası deneyimlerle kanıtlanmıştır.

 
• Sağlık alanındaki iyileştirmelerin önündeki; uygun maliyetli ilaçlara ve diğer tedavi seçeneklerine uygulanan katkı payları gibi engeller kaldırılmalıdır. Sağlık çalışanlarının sayısındaki yetersizlik göz önünde alındığında, eczanelerin klinik kaynaklar olarak değerlendirilmesine hız verilmelidir. Bunun yanı sıra 'sağlıklı yaşam destek merkezleri', gelecekte ileri düzey birinci basamak hasta bakım hizmetlerine erişimin genişletilmesinden doğacak maliyetleri düşürebilecek potansiyel bir iyileştirme stratejisi olarak düşünülmelidir. Bu uygulamalar, elektronik hasta kaydı paylaşımını sağlamaya, sahte ilaçları önlemeye, ve diğer yasadışı uygulamalarla mücadeleye yönelik politikalar ile desteklenebilir.
 

• Türkiye'nin ekonomik alandaki başarısını sürdürmek; ülkenin eğitimden barınmaya ve ulaştırmaya kadar her alandaki ilerlemesi için zorunludur. Sağlık alanında elde edilen gelişmeler her ne kadar arzu edilen olumlu gelişmeler olsa da, bu gelişmelerin maliyetinin ekonomik başarıyı tehdit etmesi halinde ekonomik olarak karşılanamayacağı düşünülebilir. Yine de, Türkiye'nin demografik ve epidemiyolojik gelişiminin bu aşamasında artan sağlık harcamaları, gelecekte karşılaşılacak sağlık sorunlarının pahalı, geç-aşama tedavilerle çözüm zorunluluğuna bugün ekonomik çözümler getirebilir. Dolayısıyla milli gelirden artan bir payı sağlık alanına yönlendirmenin ve bu alanda hali hazırda sarf edilen yüzde 6'lık oranı OECD ortalaması olan yüzde 9'a yaklaştırmanın bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde önemli rol oynayacağı söylenebilir.

 

• İlaç kullanımı zaman zaman, yaşam tarzındaki değişiklikler ve çevre odaklı halk sağlığı koruma çalışmalarına bir alternatif olarak görülmektedir. Ancak modern toplumlarda ekonomik ve farmakolojik açıdan rasyonel ilaç ve benzeri ürünlerin kullanımı halk sağlığı programlarının etkisini 4 destekleyici bir faktör olarak değerlendirilmeli ve bir bütün olarak sağlık (ve sosyal) hizmetlerinin hızlı ve uzun dönemli maliyet etkililiğini artırmaya hizmet etmelidir.

 
Dr. Sarah Carter ve Prof. Dr. David Taylor, UCL Eczacılık Fakültesi
Dr. Panos Kanavos, Dr. Federico Grimaccia ve Dr. David Tordrup, LSE Health
Prof. Dr. Mehtap Tatar, Hacettepe Üniversites
i
 
* Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm PhRMA (ABD Araştırmacı İlaç Endüstrisi Birliği) mali desteğiyle, Kronik Hastalıklarla Mücadele Ortaklığı (PFCD) ile birlikte çalışan, UCL ve LSE Health Londra'dan bağımsız araştırmacılar ve Prof. Dr. Tatar tarafından hazırlanmıştır.
 
 
PFCD hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. www.fightchronicdisease.org
 
 
 
İlginizi çekecek diğer konular
 
Kök Hücre-Kordon Kanı-Kemik İliği Vericiliği-AFAREZ -Doç Dr.Fevzi Altuntaş.
Astım ve Sosyoekonomi -Prof.Dr.Bülent Tutluoğlu
Aort Anevrizma ve Disseksiyonlarında Endovasküler Tedavi-Prof.Dr.Füruzan Numan
ACİL TIP VE ACİL TIP UZMANLIĞI-Prof.Dr. Başar Cander
Tıbbın Gören Gözü 'RADYOLOJİ' - Prof. Dr.Okan Akhan
Evde Sağlık Hizmetleri-Prof.Dr Ali İhsan Dokucu
Hasta Güvenliği - Prof.Dr. Erdal Akalın
Akupunktur Bilimseldir! -Prof.Dr.Kaya Özkuş
 
 
 
 
 

 

Copyright © populersaglik.com